Neden İngilizce Konuşamıyoruz ?

Ne de kötü bir soru öyle değil mi? Hayır. Elbette Konuşabiliyoruz. İngilizceye karşı öğrenilmiş çaresizliklerimiz ve ön yargılarımız var.

Neden İngilizce Konuşamıyoruz ?

Ne de kötü bir soru öyle değil mi? Hayır. Elbette Konuşabiliyoruz.

İngilizceye karşı öğrenilmiş çaresizliklerimiz ve ön yargılarımız var.

Bu konuda Türkler arasında çok yaygın bir düşünce olan biz İngilizce öğrenemiyoruz sorunsalının altında suçu hep kendimizde arıyoruz.

Ancak herkesin üstünü es geçtiği bir konu var ki o da İngilizce ile Türkçenin farklı dil ailelerine mensup olmalarıdır.

Bilinen bir gerçek olarak kaynak açısından birbirine yakın olan diller bir aile teşkil ederler.

Bu da demektir ki aynı dil ailesine mensup diller neredeyse aynı temel yapıya sahip olup aynı dil bilgisi özelliklerine sahip olabilmektedirler.

Yani Hint Avrupa dil ailesine mensup olan özellikle Latin dilleri, İngiliz ve Cermen dillerini konuşmada çok daha kolay gelişme sağlamaktadırlar.

Bu nedenle Hollandalıların Almanların ya Avrupalı pek çok ülke vatandaşının daha hızlı ve akıcı İngilizce konuşmaları çok daha kolaydır. Çünkü tüm dil bilgisi yapısı ve kelime kökenleri birbirinden türemiştir.

Neticede farklı bir coğrafyada ortaya çıkmış olan Ural Altay dil ailesine mensup olan Türkçenin İngilizce ile mukayese edilmesi doğru değildir.

Aynı şekilde Türklerin bu konuda bir komplekse sokulması ve kabiliyetsizlikle suçlanması doğru bir yaklaşım değildir.

Bunun farkındalığına varıldığında daha özgüvenli bir şekilde dil eğitimi serüvenimizi sürdürebiliriz.

Gramer Odaklı Tekdüze Eğitim Sistemi

Ülkece neredeyse hepimizin sızlandığı bir konudur okullardaki İngilizce eğitiminin yetersizliği.

Bunun da en büyük sebebi eğitim müfredatının tekdüze ve sadece dil bilgisi odaklı olması. Tüm diğer dinleme yazma konuşma gibi dili dil yapan asıl yeteneklerin göz ardı edilmesi.

Kişi başı 1000 saatten fazla ders alınmasına rağmen kelime bilgisi ve konuşma kabiliyetimiz bir türlü ilerlemiyor. Yıllar boyunca aynı konuların işlenmesi öğrencilerde ilgiyi sevgiyi yitiriyor ve bir de üzerine ön yargılar ve korkular ekleniyor.

 

Dile Maruz Kalmama Ve İngilizce Öğrenmek İçin Yurtdışına Gitmeli Düşüncesi.

Dil bir iletişim aracı olmasının yanı sıra bir ait olduğu coğrafyanın bir kültür yansımasıdır. Öğrenilmek istenen dilin kültürünü sevmeden yol almak daha zor oluyor.

Bir dili öğrenirken sadece onun dil bilgisi ile yol alamayız. O kültürün alışkanlıklarını acılarını geleneklerini travmalarını sevinçlerini gösterme şekillerini de öğreniyoruz.

Bu anlamda ilgi duyduğumuz dilin kültürünü de araştırmak öğrenme sürecinde daha faydalı olacaktır.

Sadece dil bilgisi almak teknik olarak faydalı olacaktır ancak bunu dinleme yazma okuma sohbet etme kanallarıyla desteklememek yani dili 5 duyumuzla özümseyememek bizi yarı yolda bırakacaktır.

İçinde bulunduğumuz dijital çağ da gerek görsel gerek uygulama anlamında çok fazla kaynak bize yardımcı olacaktır.

Gün içerisinde İngilizce içeren faaliyetlerde bulunmak (yabancı müzik dinlemek ve söz analizi yapmak, yabancı dergi gazete makale blog okumak, sosyal medyadan yabancı arkadaşlıklar edinip yazışmak vs) zihnimizde daha yoğun bir öğrenme sağlayacaktır.

Sözlük kullanımı alışkanlığımızın olmaması:

Kabul edelim ki bizler sözlüğü sadece kelime anlamını öğrenmek için bakıp kapatan insanlarız.

Ancak o sözcüğün telaffuzunu dinlemek taklit etmek ya da o tanım içerisinde başka bir sözcüğü merak edip bakmak gibi alışkanlıklarımız yok.

İşte sözlük kullanımının efektif yapıldığı durumlarda iki yönlü bir fayda sağlaması kaçınılmazdır.

Bir konuşma pratiği olarak iç sesimizi İngilizce yapmak:

İçinde bulunduğumuz toplum yapısı ne yazık ki Avrupa Amerika gibi yabancı popülasyonunun yoğun olduğu coğrafyalarda olduğu gibi farklı kültürden insanların olduğu bir yapı değil.

Yani Almanyada Fransız İspanyol İtalyan bir araya geldiğinde ortak konuşulan dil İngilizce olacaktır. Bu da doğrudan bir pratik yapma imkanıdır.

Ancak ne yazık ki bizim Türkiye de alman İspanyol İngiliz arkadaş edinme şansımız çok düşük.

Bu nedenle zihinsel bir aktivite olarak İngilizcede belli bir seviyeye gelmiş her kesin iç sesini İngilizceye çevirmesi oldukça eğlenceli bir yöntemdir.

Düşünsenize size gülecek yargılayacak kimse yok. Her cümle sizin zihninizde gerçekleşecek ve eksiğinizi gediğinizi analiz etme şansı elde etmiş olacaksınız. Ve bir süre sonra bu zihinsel bir aktivite olarak sizde alışkanlık haline geldiğinde zihninizde özümsediğiniz bilgi dilinize daha rahat akacaktır ve bir bakmışsınız ki artık düşünmeden akıcı bir şekilde konuşabiliyorsunuz.

 

İngilizce öğrenmek için yurtdışına gitmeli miyiz?

Yurtdışına çıkma imkanınız varsa bunu değerlendirin. Fakat günümüz teknolojisinde dünya artık cep telefonu ekranlarına sığdı.  Bu yüzden yabancı dil öğrenmek için yurtdışına gitmek şart değildir. Ayrıca pratik yapmak için Erasmus öğrencileri hazırda bekliyor.

Türk halkı olarak kolaya kaçıyor olmamız.

 

Yazımızın başında İngilizce konuşamama da tek suçlu biz değiliz dedik ama işin yüzde ellisinde bizlerin de yetersiz çabası yok değil.

Bahsettiğimiz gibi İngilizce kaynaklara yeterli erişim sağlamamamız, vakit ayırmamamız, çabuk pes etmemiz, bu işi bir ders ya da iş gibi görmekten çıkarıp hobi olarak algılamayışımız bizleri bir sıfır geride bırakıyor.

Mükemmeliyetçi bakıyor olmamız.

Evet böyle bir eğilimimiz var.

İstiyoruz ki tıpkı Türkçe gibi akıcı ağdalı ve uzun cümleler kuralım ve çok soyut kavramlar içeren Türkçe gibi detaylıca ifade edelim kendimizi.

Ancak İngilizce günlük konuşma dili aksine daha pratik daha kısa ve öz bir üsluptan oluşmakta.

Bu nedenle yanlış yapmaktan korkmadan bebek adımlarıyla konuşma pratiğimizi geliştirmemiz bütüne vardığında ileri bir seviyeye erişecektir.

Bizler London Grammar Dil Okulları ailesi olarak bu serüveninizde hep yanınızdayız.

Düşüncen Nedir ?

like
0
dislike
0
love
0
funny
0
angry
0
sad
0
wow
0